Sahi nerede kaldı bu otobüs?

 

 

 

Oradayım. Hani birbirimizi ilk gördüğümüz durak var ya işte orası. Değişen hiçbir şey yok biliyor musun? Hala kalabalık hala telaşlı ve hala senli bu durak. Hala izlerin var ya da bana mı öyle geliyor bilemiyorum. Bu arada biliyor musun duraktaki koltuklardan biri hala kırık. Koltukların rengi solmuş birde. Bu çok hoşuma gidiyor. Böyle daha bir geçmişi var gibi geliyor bana buraların.

 

 

  Kalabalıklar arasından seni ilk gördüğüm günkü gibi yüzün çıkageliyor. Yanımda boşalan koltuğa oturuyorsun. O anı tekrar yaşıyorum. Yüzünde telaşlı bir ifade var. “ Nerede kaldı bu otobüs? “ der gibi bakıyorsun etrafa. Sahi nerede kaldı bu otobüs? Bekliyoruz. Beklerken siyah saçlarına dalıyor gözlerim. Sanki saçların bir şeylerden yorulmuş gibi darmadağın. Hoşuma gidiyor. Daha sonra gözlerin. Tabi ya gözlerin. Zeytin gibi simsiyahlar. İlk günkü gibiler. İçlerinde derin bir anlam var bu her hallerinden belli oluyor. Arada dalıyorlar. Sonra sarsılıyorsun ve gözlerini bana çeviriyorsun. Ne olduğunu anlamamış bir halde sana kilitlenmiş gözlerime “ neler oluyor? “ der gibi bakıyorsun. Utanıyorum. Alelacele gözlerimi başka yöne çeviriyorum. “ Ne yapıyorsun sen? Saçmalama onu ilk defa görüyorsun “ diyor ve kızıyorum kendime içten içe. Sonra karşı çıkıyorum bu tavrıma, kızıyorum “ Bu doğru değil. Onu ben çok öncelerden tanıyorum. O ben biliyorum. Benliğim. ” diyorum. Ardından benliğim kelimesini cılız bir sesle tekrarlıyorum. Duyuyor. Derin gamzeleriyle sadece gülümsüyor. Yine utanıyorum. “ Nerede kaldı bu otobüs? “

 

 

  Daha sonra uzaklardan bir ses geliyor. Anlam veremiyorum bu sese. Çok geçmeden sesin nereden geldiğini anlıyorum. Uzaklardan bir otobüs görünüyor. Kıvrımlı yollardan sanki dünyayı umursamıyor gibi yavaş yavaş seni benden götürmeye geliyor. Hızlıca kalkıyorsun yerinden. Telaşla ayağa kalkarken gamzelerinle bir gülümseme daha gönderiyorsun ve gidiyorsun.  Son kez bana bakıyorsun camdan yine gülümsüyorsun… Utana sıkıla bende karşılık veriyorum sana. Otobüs bu sefer seni benden götürüyor ya sanki gıcıklık yaparcasına hızlı hızlı gidiyor kalabalık caddeyi delercesine. Sonra kayboluyor otobüs. Gidiyorsun.

 

 

  İste o günden sonra ne mavi gömleğin çıkıyor aklımdan nede darmadağın saçların. Belki de bu yüzdendir maviye olan hayranlığım. Zaman geçiyor ben bekliyorum. Asfaltı bozulmuş,grileşmiş,belki de birçok hayata tanıklık etmiş caddeye bakarak bekliyorum. Yok sıkılmıyorum. Nende sıkılayım ki? Seviyorum sonu belli bekleyişleri. Mavi düşlerimi aldatmayı seviyorum. O seni benden alıp götüren kırık dökük otobüsten nefret ediyorum daha sonra. Bir de fark ettin mi bilmem ama otobüsün rengi soluk maviydi. O da belli ediyor eski bir geçmişi olduğunu. Bunu anlıyorum mavinin soluk halinden. Ama bu sefer sevmiyorum bu maviyi. Bir geçmişi olsa bile sevmiyorum. Sebebi gayet açık o mavi kırık dökük şeydi seni benden alıp götüren. Biraz sonra küçük bir kıza takılıyor gözlerim. Sanırım altı yedi yaşlarında. Saçlarını atkuyruğu yapmış. Sapsarı saçları yüzünü o kadar çok aydınlatmış ki bilemezsin. Beyaz papatyalar var elinde. Kocamanlar. Hoşuma gidiyor. Birden aklıma geliyor;

 

 

 

—Sahi nerede kaldı bu otobüs?

 

 

 

 

 

 

 

ÖznurÖzkan

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !